yandım, acıdı tüm küllerim
savrulurken bedenim, kendi aciz gençliğimi seyrettim
ve göz yaşım, gözüm, yaşım, yasım yoktu benim
ah’ım olmadan acı çektim
adım anılmadı…
12.01.2008
yandım, acıdı tüm küllerim
savrulurken bedenim, kendi aciz gençliğimi seyrettim
ve göz yaşım, gözüm, yaşım, yasım yoktu benim
ah’ım olmadan acı çektim
adım anılmadı…
12.01.2008
geçmiş tabutu hayatın
kaldığı yerde kalmalı herşey
ve sen
yaşamalısın
03.08.2007
koca gökyüzü yetmedi bize değil mi?
hep dahası var sandık,
yanılmışız!
elimizde sahte geçmişin izleri
dört duvar arasına sığındık
ağlamaktayız!
inanmak bukadar zor
ve yalan bukadar kolayken
kusura bakmayın
ben birdaha sevemem
03.07.2007
işte geldik
ve gidiyoruz.
gördük cümle alemin vehametini
boğulduk,
dönüyoruz.
herşeyin tabiatı geçmeye mahkumken
ey benim acizliğim, dövünmen neden?
yalnızlıklara tutsak yollar…
gitme…
gidersen yıkılır kağıttan evler…
ezilir altında, dayanamazsın
ağırdır yıkık ümitler…
08.05.2007
bak batıyor güneş
göreceğin son kızıllığın tadını çıkart
yarın gün doğmayacak.
çetin bir kış, uzun geceler yaşayacağız.
ne gök mavi
ne de vadi yeşil olmayacak.
sadece siyah.
uzun, derin, uçsuz bucaksız
korkunç, gergin, katil bir siyah…
gün yüzüne yalnız
dayananlar kavuşacak.
05.05.2007
neşenle hayran bırakmıştın beni kendine.
çoşan bir yüreğin, gülümseyen gözlerin ve samimi sözlerin vardı senin.
bir ilkbahar esintisi gibiydi kokun ve tazelik ve umut ve huzur yayardın etrafına…
bülbüller şakırdı konuşmaya başladığında ve güneş düşerdi gülümsediğinde teninin her zerresine…
en güzel oyunları en masum şekilde oynamak gibi bir özelliğin vardı senin;
içten kahkahalarınla oyunu, zamanı, hayatı neşeli kılardın…
eşsiz bir çiçek, bir kartanesi kadar narindi tenin ama sen şefkatini asla esirgemezdin…
kırılgan, masum, temiz ve çocuksuydu ruhun; herkese gülücükler saçar, kırmalarına izin verir ve hep, affederdin…
ne zaman gözlerine baksam fırtınada dümenini kaybetmiş denizci gibi hissederdim kendimi: öyle bilinmez, öyle derin, öyle deli…
saçların dökülürdü yüzüne perçem perçem, hınzır bakışlarla süzerdin etrafı.
senin için her yer canlanması gereken birer resimdi; sevilmeli, renklendirilmeli, güzelleşmeliydi tüm kareler ve fakat sen nezaman gelsen renklenirdi tüm iklimler, bilmezdin…
çok severdin masalları, masal kahramanlarını, masallar anlatmayı ve yanında hayat hep masal tadında yaşanırdı…
şimdi oturmuş seni düşünüyorum bir hazan sabahı…
bütün o güzel anlar, anılar çok uzak kaldı.
yolunu şaşırmış bir bomba düştü dünyamıza; tam bir kaos, bir mahşer yeriydi; herkes ve herşey ancak canını kurtardı…
mevsim başka şimdi, yıl farklı
rüyalar, kabuslar, umutlar, gerçekler masallar, yerler farklı farklı
ben farklıyım, hayat farklı…
merak ediyorum: sende farklı mısın?
cansız, renksiz kaldım masal kahramanım
merak ediyorum: bana biraz renk katar mısın?
03.05.2007
ayrılığa gebe geceler
git, yolun açık olsun
çiçekli bahçelerden geç, bülbüller ötsün
git, bahar senin olsun
nasıl olsa bitiyor herşey
aşkın da acının da bir sonu var
ve her sabah doğuyor güneş yeniden
git, günler senin olsun